16 Ekim 2007 Salı

Okumak…Yaşamak…Hissetmek

Belki de gerçekten ne olup bittiğinin farkında olmadığımız bir hayatın içerisindeyizdir.Ezberletilen bir hayatı söylüyoruz büyüklerimize.Ara sıra unutuyoruz bazı şeyleri.Hemen tepkilerle karşılıyoruz.Zira unutmak yasak büyüklerimizce.

Yazılarıma yön veren toplumsal baskılar yüzünden mana yükü dolu bakışlara sahip bir sevgiliden yoksunum.Hava soğuk üşüyorum.Elimde kalem, bilmem neyi yazıyorum…



Artık daha da maceraya dönüşen hayatımda, birikim için düştüğüm iş arayışlarının, daha yolun başındayken sonuçsuz kalması benim biraz karamsarlaştırıyor.Oysa karamsarlık hoş bir şey değil takdir edersiniz ki…

Zaman zaten acelesi varmış gibi geçiyor hala.Ve ben dün gördüğüm rüyamı anımsamak istiyorum aslında.Olmuyor.Ve her olmayan şey çokça canımı sıkmakta.Zaten ihtiyarlarla başım dertte bu sıralar.



Oysaki ben bu yazıya, okumayı, yaşamayı ve hissetmeyi yazmak için başlamıştım.Ama nerelere geldik.Satır satırı açıyor arkadaş.

Oysa okumak; aydınlanmak…
Yaşamak; öyle ya da böyle kabullenmek…
Hissetmek; her şeydir…



Genç kız çıkageldi.Yatak odasında az sonra yatacağı gence baktı. İşte o an hissetti boşluğu.Çünkü bakışlarda şehvetten başka bir şey yoktu.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Ey İhtiyar Amca Beni Dinle

Farklı şeyler ümit eden bir insanın uğradı hayal kırıklığıdır benimkisi.Hangi amaç için bu dünya olduğumuzun bilinmezliğinin sonucudur aptalca savaşlar, katliamlar.Zaten bizler, benliğinin tatminsizliğine kapılmış gidiyoruz.Sonucunu hiç tahmin etmeden.

Buralar çamur içerisinde.Yetkililere seslenmiyorum.Çünkü duymayacaklar.Duysalar anlamayacak.O yüzden kimseyi rahatsız etmenin bir faydası yok zannımca.



İçine edilesi tabular, ön yargılar yüzünden yerinde sayıklıyorum.Adım atıyorum, son bakıyorum büyüklerime, “hayır” diyorlar.Yani büyüklerimiz tecrübelerinin sayesinde bizlerin yarınlarını tahmin edebiliyorlar.Vay canına.Ben ne zaman bu tahminlerde bulunacağım acep merek etmekteyim…

Şimdi kendine bir iyilik yap ve varsayımlar üzerinde durma bir müddet.Ve gerçeği gör.Bana hastir lan oradan diyebilirsin.Diyorsun da zaten.Kime ne için yapıldığını bilmeyen zavallı bir insana acıyacak halim yok.



Şimdi sen belki de yağmurlu havada sıcak bir odada gencecik bir kızla sevişmek istersin, değil mi ihtiyar amca?E sen böyle düşüncelere sahip biriyken bana nasıl olur da akıl verirsin.Sen resmen bana; “sevme, aşık olma ilk önce para kazan” diyorsun.Bere gözünü para bürümüş, hayatı yanlışlarla dolu ihtiyar amca, sana sadece gülüyorum…

Ve işime dönüyorum.Senin saçmalıklarını satırlarıma yazmaya değmez…

14 Ekim 2007 Pazar

Lütfen

Cahilim, cahilsin, cahil…
Cahiliz, cahilsiniz, cahil…
Bu cehaletten kurtulalım…


http://www.cemaat.com/5707/kutuphane-kurmak-istiyoruz

13 Ekim 2007 Cumartesi

Yağmurlu bir Günde Aklıma Gelenler

Sıradan bir gün oysa.İnsanlar yine bir yerden bir yere doğru gidiyorlar.Bu kalabalık cadde içinde kendini yalnız hissetmek kimine göre garip oysa.Ama oysa ben yalnızım.Çünkü ben o aranılan benden yoksun.

Bir arayış.Ama amaçsız.Diyeceksiniz ki; “hiç amaçsız olur mu arayışlar?” Ama oluyor işte.Nasıl olduysa oldu.Amaçsız her yanım…

Bir de aldatmak.Bir nevi ihanet.Kimi ne için aldatmak?Kendini çıkarlar uğruna aldatmak.



Farkındayım.Karışığım biraz.Satırlar da karışıyor.Hani bu yağmurlu günde, içimde bir sıkıntı ile beraber, burada bir üstad üslubu takılmaya hiç niyetim yok.Olmayacakta.

İzliyorum dünyayı;
Arsızca şeker toplayan çocukları, “nerede o eski bayramlar” diyen ihtiyarları, huzuru bulamayan evlerde birilerinin gelmesini bekleyenleri, beni, seni…



Hani vardır ya çelişkiler.İnsanı çileden çıkaran çelişkiler.Yaptırımlar, dayatmalar, acılar ve diğerleri…
Kusura bakmayın, yağmurlu havada yazamıyorum istenildiği gibi…

11 Ekim 2007 Perşembe

Şaşkın

Dünyadaki en zor dönemlerden birisidir çocuk olmak.Çünkü en hatalı, yanlış yapmaya en yakın olan çocuktur.Çünkü cahildir, bilgisizdir, acemidir, tecrübesizdir.Bu yüzden çocuklar bir çok olumsuz etkiye maruz kalırlar.

Bizim toplumumuz -kimse kusura bakmasın- çelişkilerle dolu.Yani şimdiki nesil çelişkilerle dolu.Konuya açıklık getirmek amacıyla isterseniz bir örnek vereyim:Bir çocuk herhangi bir sebepten dolayı hata yapıyor, “vay sen neden hata yaptın” diye dayak yiyor.Tabii doğal olarak çocuğun canı yanıyor ve ağlıyor.Bu sefer de “vay sen neden ağlıyorsun” diye dayak yiyor.Yani bunu aklı selim bir insan yapar mı?Cevap vereyim:Yapıyor.Hem de bu çok normal.

Kendiliğinden oluşan ve hiçbir mantık dayanağı olmayan bir çok toplumsal tabu, örf, adet ve gelenekler bizim toplumumuzun önünü tıkamakta ve ilerlememize engel olmaktadır.Ama hiç kimse bunun farkında değildir.

Yani bizler çelişkilerin ortasında kalmış şaşkın gençleriz.
Lütfen bizi biraz anlayın.

05 Ekim 2007 Cuma

Soru İşareti

Hayat ve hayatım aslında insanların bildiği gibi değil.Tüm arayışlarım saçma sapam dünya meşguliyetlerden çok ama çok uzak.Hem zaten her şey biraz daha sahte sanki.

Evet bir arayış benimkisi.Neyin arayışı bu?Mutluğun mu?Hayır zaten mutlu olmak için bir çok sebebim var zaten.En basitinden hoş dost sohbetleri en büyük mutluluklarımdan biri.Mutluluk değil demek aradığım.

Aradığım şey “farkındalık”. Yani bir şeylerin farkında olmak.Hissetmek.Yeni bu tarz bir şeyler.



Çok sevdiğim filozof ruhlu Emre Ağabey’de bu minvalde şeyler söylerdi bana: “Nefes al.Derin nefes al ve aldığın bu nefesi hisset.”Bunu bir türlü beceremedim ama bundan sonraki hayatımı bunu becermekle geçireceğim.Bakalım yapabilecek miyim?



Çok soru var aklımda.Şimdi bu soruları sizlerle paylaşıp kafanızı karıştırmaya niyetim yok.Sözüm ona bu arayış süreci, satırlarıma nasıl yansıyacak çok merak ediyorum açıkçası.

04 Ekim 2007 Perşembe

Bir Gecede İçimden Geçenler

Gecenin saat 3’ü.Gözlere uyku daha yeni geliyor.Uyumadım uyuyamadım nedense bu gece.Biraz internette takıldım, sonra biraz dergi okudum.Sıkıldım şimdi de yazı yazıyorum.

Yazıya başlarken kafamda hiçbir şey yoktu.Ne yazacağımı bilmiyorum.Ellerim klavyenin üzerinde bende merak ediyorum nelerin çıkacağını.

Düş Sokağı Sakinleri’nin anlamakta zorluk çektiğim şarkılarını dinliyorum.Sonra ikinci defa bir yerel gazete çıkan yazıma bakıyorum.Ve kendimce hayalime doğru emin adımlarla ilerlediğim için kendimce kutluyorum bunu gülümseyerek.

Öyle “yazar olacağım” dediğinde insanlar seni hiç kâle almamıştı ve üstüne üstün dalga geçmişlerdi.Ama sen sağ olsu bu blog kavramı sayesinde yazarlığa doğru gidiyorsun.Laf açılmışken bir teşekkür borcum var birisine.Sevgili Cihan Tekin.Fazla açıklama yapmayacağım ama beni yazarlık konusunda yüreklendiren ilk isim kendisi olmuştur.Teşekkürler Parantez.

Ve şimdi yanımda olup bana yine destek olan İbrahim’e, Adnan’a, Safa’ya da teşekkürler.Ve Allah’a da sonsuz teşekkürler, yüzümü güldürdüğü için bu günlerde.



Her an yeni bir blog sayfasına geçeceğimin haberini şimdiden vereyim.Hoş gerçi kimse okuyor ki zaten beni.Ama olsun, ben yine de duyurayım.Zaten buradaki tüm yazıların hepsi, yeni web sayfasına ısınmak amacıyla yazılıyordur.Yani sitem yayına girene kadar burada takılacağım anlayacağınız.

Şu an gecenin bu saatinde, Düş Sokağı Sakinleri eşliğinde ne gider en iyi.Bence biraz Margot okusam iyi gelecek.

İyi geceler Dünya…

01 Ekim 2007 Pazartesi

Hepimiz İnsanız

Bilirsiniz artık adet haline gelmiştir yaz Kur’an kursları.Hepimiz zamanında kısa veya uzun süreli girmişizdir maneviyat kokan bu kurslara.Elif cüzümüz elimizde, küçük adımlarla çıkardık yola arkadaşlarla.İlk önce verilen dersi geçmeye çalışırdık, sonra da dua öğrenirdik.

Çoğumuz çocukluğumuzun bir bölümünü Kur’an kurslarında geçirmişizdir öyle değil mi?Bunlar güzel şeyler aslında.Git gide saçmalaşan ve sapkınlaşan dünyada bu gibi eğitimlerin olması gerekiyor.Ama bazı kör ideolojiye sapmış kimseler bu durumu hiç sıcak bakmıyorlar.Hatta daha “kör” kimseler tahammül bile edemiyorlar bu duruma.

Geçenlerde bir gençlik dergisinde, bir genç yazar ukalaca bir tavırla 10 yaşındaki bir kızın başı kapalı bir şekilde “sabah sabah” Kur’an kursuna gittiğini görünce çok üzülmüş. “O küçük kız çocuğunun suçu günahı ne?” diye soruyor bizlere!

İslami yaşantıdan uzak bir yaşam tarzını benimsemeyi “çağdaşlık olarak” kabul gören sevgili yazar arkadaşımız, maalesef yeryüzündeki değerlerden bihaber bir arkadaşımızdır.Kabul görmediği bir düşünce sistemini hor gören bu arkadaşlar maalesef toplumumuzu kutuplaştırmaktadır.Kendisinden ve kendi ideolojiden başka düşünceyi “öteki” olarak gören ve aşağılayan bu tür insanlar, toplumlarına en büyük zararı vermektedirler.

O arkadaşımızın inancına göre o kız çocuk acınacak haldedir ama benim inancıma göre o küçük çocuğuna o güzel yolda melekler eşlik ediyor.Zaten sözü edilen arkadaş aykırılığı ayrıcalık olarak gören bir arkadaş.Belki de çok ünlü popüler bir yazar gibi “inanmamanın tuhaf lezzetini” tadıyordur.

Şöyle bir toplum bilincine sahip olsak acaba nasıl olurdu?Herkesin farklı ama eşit olduğu, inançlarının ve düşüncelerinin saygı duyulduğu, “ben yanılıyor olabilirim, sence?” demeyi bilen insanların platformlarda ortak doğruyu arama çabası içerisinde olan insanlarla dolu bir toplum.Böyle bir toplum eminim dünyaya en iyi şekilde örnek olan bir toplum olurdu.

Yanılmış ve benliğine yalan söyleyen insanlar dalga geçe dursunlar dünya ile biz birbirimizi dinleyelim.Yaradan’ın gerçeklerini körü körüne yok saymak ya da hor görmek özgürlük değildir aslında.En büyük özgürlüğümüz inançlarımızdır.Tabii sarılabilirsek inançlarımıza ve dinleyebilirsek insanları…

Bilmem belki yanılıyorumdur, yanılanların olduğunu varsaydığım satırlarımda.Hepimizin o kadar çok ortak paydası var ki.Mutlu olmak gibi mesela.Hadi gelin ortak paydalarımızda buluşalım.10 yaşındaki küçük kız çocuğu, göğsüne aldığı küçük kutsal kitabıyla cami yollarında küçük adımlarla ilerlerken biz de daha güzel bir dünya için buluşalım…
'
'
'
Not:Bu yazıyı yaklaşık bir ay önce kaleme almıştım.Yayınlamak bugüne nasipmiş.

Yoksun

Karanlık...
Korkuyorsun...
İçinde bir acı.Atamıyorsun.
Yalnızsın.
Korkuyorsun.
Çirkinliklere odaklandı gözlerin.Başka bir şey görmüyor sanki.
Bir keman sesi, içini acıtıyor.Acılar yükseliyor.
Eskiden korkutmazdı karanlık seni.Ne oldu böyle?
Yoksa karanlık bir günde mi bitirdiler seni?
Sahi ya, karanlık çirkinleri örter.Mehtap yetmez çirkinleri gün yüzüne çıkarmaya...
Belki şu an yeni aldığın bir kıyafetle akşam yemeği yemek vardı seninle...
Ama yoksun.

Sevişme Sanat Mı?


Son zamanlarda giderek farkediyoruz, tüm alanlarda bir erotizm aldı başını gidiyor.Artık filmlerde, filmlerimizde, kliplerde hatta hatta reklamlarda bile sevişen bir dünya karşımızda.Yani her fırsatta bir kız ile bir erkek beraber yalnız kalınca, üçüncü kişi hemen şeytan oluveriyor.

Açıkçası benim aklım almıyor, onca insanın içinden.Düşünün 80 kişilik bir sette, sanki yalnızmışsınız gibi önceden zerre kadar samimiyetiniz olmayan bir insan ile sevişiyorsunuz, daha sonra buu yayınlıyorsun ve buna "sanat" kılıfını giydirerek, sanatçı diye ortalarda "hiç utanmadan" geziyorsunuz.

Öyle ki son zamanlarda bu erotik sahneler arttı.Gündüz çıkan müzik kliplerinde bile sevişme sahneleri var (örneğin Serdar Ortaç-Mesafe klibi).Yani artık aklı başında biri içiğn gerçekten, televizyon izlenmekten çıktı.Artık televizyonun başına eskisi gibi oturmuyorum.İnceden bu duruma da sevinmiyor değilim?
Gerici ve yobaz bir insan olarak, bazı sapkınlıkların "sanat" kisvesi altında yapılması beni rahatsız ediyor.Ve ben bir genç kız filmlerde çılgınlar gibi seviştikten sonra, nasıl bir anne ya da nasıl bir eş olacak anlamış değilim.

Hiç kimsenin sevişmesine laf atacak değilim.Hiç kimsenin zevkleri de beni ilgilendirmez.Lakin sizin gibi düşünmeyen insanları, sizin gibi düşünmeye ve hareket etmeye de zorlamayın.Yaptığınız tün bu sapkın eylemler, herkes tarafından normal karşılıyor ve artık bir erkek; kız arkadaşyla seviştiği görüntüleri yayınlıyor ve bunu pek tabii görüyor.Bu neden böyle: "sanat çin tüm uvuzlarımı sergiler ve ilk defa gördüğüm bir adamla da çılgınlar gibi sevişirim, sanatçıyım ben" diyen sanattan zerre kadar anlamaya insanlar yüzünden.