07 Haziran 2007 Perşembe

Yeter Ki İnanın

Şimdi ben kimsenin bilmediği ve bilmek istemediği durumlarda, aşkı ve hayatta yaşamayı düşünüyorum.Ve nasıl olduysa düşündükçe yok oluyorum, yavaş yavaş.

İnsan mutlu olamadığı sürgünlere sürüklenirken, hep şunu düşünüyor olmalı; "Dünya gerçekten eğlenceden başka bir şey değil."İşin garibi bu eğlenceden ibaret olan dünya, nedense çoğu kişiyi eğlendirmiyor.Bu iş şuna benziyor, beş dakika sonra öleceğini bileceğin halde sevişmek gibi bir şey olmalı.

Farklı ve gelecek vaat eden umutlarla geldiğim bu şehirden gidiyorum.Yanımda o mutlu eve götürecek o kadar mutsuzluk-umutsuzluk, kavga, gürültü ve pişmanlık var ki, inanıyorum o mutlu ev, valizimden çıkan pişmanlıklarla lanetlenecek...

Dünyanın sonu yavaş yavaş gelirken, herkes yine "para"nın peşinde.Aslında bende paranın peşindeyim.Robot yetiştiren bir üniversiteden, büyük bir başarısızlık ve hayal kırıklığıyla gidiyorum, parasını yediğim babamın evine.Baba parası yemek, aç kalmaktan daha acı oluyor bazen.Yine benim felsefe yaptığımı düşünmeyin.Ya da ne düşünürseniz düşünün, bunun artık eskisi kadar önemli olmadığını bilmenizi isterim.
....
....
Hayat, ben ve sonu olmayan yollar.Bu iki unsurun hayatında hayatımın bitmesini isterdim.Hele karamsarlığın had safhasına ulaştığım şu sıralarda, sadece uzaklara gitmek isterdim.Oysa bir anne şefkati, her daim benim gözümdeki o yaşı akıtabilirdi.
....

Anne, baba, kardeşlerim, Remzi, Ramazan, Ahmet, Mehmet, Başbakanım, üniversite hocam, yoldaki selpak satan amca, sakat çocuğunu internet kafede bekleyen anne, yeşil gözlü masum kız, Bush bu dünya sandığınız gibi değil, inanın bana...

0 yorum: